ŞUUR

Taksim, İstanbul

01:11, 27 Mayıs 2022


Canem, 

Neresinden başlamalı, kestiremiyorum. Yürüyüşler içime içime konuşturuyor her şeyi. Sağımdan solumdan perde perde akıp gidiyor her şey. Ben değil de mekanlar hareket ediyor, ayaklarımın altından geçip gidiyorlar. Lezzetleri acılaştıran sadece ölüm değil artık. Benim dışımda seyredip duran hayat da buna dahil. Günlerdir burada, İstanbul'da senden ve çocuklarımdan uzakta, yalnız ve sefil bir adamı oynuyorum. Bu öyle aç açıkta bir sefillik değil elbette. Bu dışarda olup bitene; fakirliğe, çaresizliğe, eşitsizliğe, cehalete ve adaletsizliğe kısaca kötülüğe maruz kalma sefaleti. Yerli yerinde olmayan her şey adaletsizlik nazarımda. Adaletsizlik saf kötülüktür. Kınalızade Ali Ahlak-ı Alai kitabından şöyle bir sıralama yapıyor. Adalet dünya barışını sağlar. Devlet düzeni korur, devletin muhafızı kanundur. Kanun padişahın mührüdür. Padişah askersiz olmaz. Asker için servet, servet için halk, halkın biatı için de adalet lazımdır. Kısaca adalet yoksa hüküm de gayri meşrudur. Gözlerim adaletsizliğin dibine vurmuş durumda adeta. Bir yandan dünyanın rengi, adeti bu deyip teselli olma çabası içerisine giriyorum, diğer yandan insan olarak var olmamızın gereği yeryüzünde adaletin ikamesi için mücadele etmek değil midir, diye kendimi sorguluyorum. Eğer buysa o halde bunu tek başıma yapmam mümkün değildir. Bu çok açık. O halde kollektif bir çalışma için kendim dışındaki insan kaynağına ulaşmalı. Önce en yakınımdakilere. Yetmez. Sonra bir sonraki halkaya. O da yetmez. Bir sonraki. Böyle böyle büyüyüp gitmeli. Doğru mu? Emin değilim. Öyle idealist bir zihin temrini yapacak değilim sana. Fakat şunu söylemek ihtiyacı hissediyorum. Mehdiyane bir metod gibi geliyor bu tabi bana. Belki fazla iddialı. Bilemem. Öyle görünüyor ki kendim dışındaki kimseyi kendim inandığım ve hissettiğim gibi ikna edemeyeceğim. O halde ikna olabileceğimiz başlıklar seçmeliyim. Seni dahi her başlıkta ikna edemiyorken ki aynı şey senin için de bana karşı geçerli, kaldı ki bambaşka bir dünyada yaşayan diğer insan toplulukları. Bu okul bana iyi geldi. Ziyadesiyle fikir temrini yapıp duruyorum içimde. Yürüyüşler bunu daha bir kolay kılıyor bana. Otuz kişiyiz. Namaz kılan ve sabit helaller-haramlar hususuna riayet eden bir tek ben varım. Doğduğum bağlam içine doğup da bunda yüz çevirenler de var aramızda, onu iyice törpüleyip de kendi sabitelerinde çokça laşkalaşan da. Ben iki kapak arasında toplanan o her şeye iman ediyorum. Namaza, oruca, zekata, sadakaya, alkolün, faizin, kumarın, zinanın, yalan, iftira ve dedikodunun, başka bir kişi veya şeyin korunmaya değer hakkına saldırıda bulunmanın haram olduğuna iman ediyorum. Ben Allah'ın varlığına tüm zerrelerime kadar iman ediyorum. O'nun bizi sınamak maksadıyla var ettiğine ve şu yeryüzünde renklere ve cinslere ayırıp dağıttığına da. Muhatabı olduğumuz, ucundan değdiğimiz her şeyin bizim için birer sınama aracı olduğuna teslim oluyorum.  Bütün bunlarla birlikte yaşadığım toplumun gerçeğiyle bir kez daha yüzleşiyorum. Bu öyle bir toplum ki her şey içiçe. Tüm zıtlar, tüm farklar yanyana. İki yol görüyorum. Ya onlara benzemeli ya da onlarla birlikte yaşamayı ve birlikte mücadele etmeyi öğrenmeli. Asla kimseyi ikna edemeyeceğimi, etsem bile alışkanlıklarını değiştiremeyeceğimi, bunun çok büyük bir istisna olduğunu bir kez daha anlıyorum. Kendimden yola çıkarak anlıyorum. Bu tüm söylediklerim yaşam biçimleri arasındaki o derin uçurum hakkında. Kabul edelim veya etmeyelim bu toplum derin uçurumlar ve geniş uçlar toplumu. Bir kısım İslami hassasiyetleri gözetiyorken -ki bu gözetmenin dahi esnekten tutuculuğa uzanan bir skalası var- diğer bir kısmı için bunların hiçbiri bir anlam ifade etmiyor. Kötü olan bu değil. Kötü haber bu her iki kesimi temsilen yöneten, yönetecek olanların yaşam tarzlarının aynılaşması. Bugün içinde bulunduğum topluluk bu dediğimi kesin bir şekilde doğruluyor. Bu önemli mi? Olmadığı neticesine vardım ancak bir takım çekinceleri şerh düşmek suretiyle. Adaletin yaşam biçiminden etkilenmediğini nasıl söyleyebiliriz ki...  Adaletli olmak için kamil olmak gerekmez mi? Tam bir kemalat için de bu seyir çizgisinde yürümek gerekmez mi? Somut bir örnek üzerinde gidecek olursak,  inancıma göre zihni uyuşturan ve sarhoş eden her şey haramdır. Bu salt bir inanç meselesi değil, insan olan herkes için bu böyledir. İnsan yolculuğunda hitama erişmek istiyorsa kendisini bundan sakınmalıdır. Aksi halde yolculuğu sakit olur. Zira yaratan bunu tayin ederken bunu bildiği için tayin etmiştir. O değil midir ki insanın sahibi? O halde ona neyin iyi neyin kötü geleceğini her şeyden ve herkesten daha iyi bilir.  Mevzular karıştı, maksadımı tam ifade edemiyorum.  Yarına kaldığı yerden devam edeyim iyisi.   

Ankara, İstanbul Uçağı

06:34, 5 Mayıs 2023

Yarının üzerinden bir yıl geçmiş. Ve hala bitmemiş mektubum. Mevzular mevzular ulanınca uzayıp gidiyor ve bitmiyor doğrusu. Üzerinden koca bir yıl geçmiş bu sözlerimin hala orta yerindeyim. Bu bir yıl çok şey öğretti elbette. Lakin şu an içinde bulunduğum ahval çok daha karmaşık. İçimdeki sabitelere ilave olarak bir de fikirlerinin ihtilatı mevzu bahis. Gece namazlarına kalkmalı ve çokça dua etmeliyim. Siyaset zor meşgale. İnsan hayatına dokunmak, yön verme iddiasında olmak çok zahmetli. Seçimlere son sekiz gün. Sonuç ne olursa olsun şiddetle bir mühlet inzivaya ihtiyaç duyuyorum. Uzlete çekilip Şeyhim ve Üstadımın dizinin dibinde diz kırmak istiyorum. Saideyn'in o berrak pınarlarından kanasıca ferahlatmak istiyorum dimağımı. O kırmızı kitaplar ve yağlı urgan sahibi olanlara bir dem kulak vermek. İçimi tazelemek ve arınmak. İçimi ve içinde bulunduğum insan kalabalığın daha iyi anlamalıyım. Ne kadar eksik ve yetersiz olduğumu bir kez daha ve bir kez daha çok derinden hissediyorum. Akıbet hayrolsun. Ölüm var. 

Gözlerinden öpüyorum. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar