VİZİTECİ

Kütahya, Anadolu'nun orta bir yerinde

16:11, 23 Temmuz 2023

Elifim,

Ellerinden ve gözlerinden öperim. Nasılsın? Özlemle örülü o kadife sesini ahizeden her duyduğumda özlemle kaynıyor içim...

Burada makul olanı mumla arıyorum. Çok büyük sükut-ü hayal içindeyim burada. Kuralsızlığın kural, düzensizliğin düzen, keyfiliğin emir telakki edildiği ucube bir bağlamdayım. Şu ana dek hiç tereddütsüz diyebilirim ki anlatmaya değer bir şey yaşamadım sayılır. Bu nedenle hatıra heybemde buraya dair sana aktarabileceğim çok bir şeyim yok. Lakin gözümde pek değeri olmasa da belki ucundan eleştirisini yapabilirim buranın.

Bura mantık ve muhakemenin bittiği yer olarak tanımlanıyor. Burada mantığın, muhakemenin m'si tefekkürün t'si yok. Bu yönüyle asla senlik bir yer olmadığını anlamışsındır. Aklı selim ve sağduyu gibi bir kavram yok buranın literatüründe. Burada hiçbir iş ve hiçbir şey belli bir amaca hizmet etmiyor ve totalde belli bir anlama karşılık gelmiyor. İş adıverilen her şey biz burda olduğumuz için, biz onunla vakit öldürelim, oyalalanalım diye var. Misal her sabah mıntıka temizliği adı altında kozalak toplamak gibi. 

Burada gün içerisinde mütemadiyen bir sebeple toplanıyor, sayım yapıyor ve dağılıyoruz. Buna 'içtima' deniliyor, arapça bir kelime anladığın üzere. Osmanlı'dan kalan kelimeler aynen devam ediyor bazı şeyler için; inzibat, evkat cetveli, nizamiye, mıntıka, manga, levazım, tekmil, terhis... Yer yer ecnebi tabirler de var; viziteci, viziteye çıkmak, esanjör... 

Bize vaziyet edenler çoğunlukla bizden en az 5-6 yaş küçük. En üst rütbeliler dahil buna. Yine çoğu sivilde bir baltaya sap olamadığından burada. Keza sivilde belli bir itibar tatmini yaşamadıklarından ruhlarında oluşan o koca gediği burada bize emir komuta etmek suretiyle kapama uğraşındalar. Maraba ruhlu diyorum ben onlara. 

Burada ilk günden bazı hususlarda kafamı netleştirdim. Misal hiçbir zaman hiçbir şeyi ve işi ciddiye almamalıyım. Burada her şey angarya. Hiçbir zaman hiçbir şey için hiçbir kimseyle tartışmamalıyım. Hiçbir şeyde hiçbir şekilde mantık ve muhakeme aramamalıyım. Muhakemesizlik buranın normali zira. Her an arazi olmayı bir marifet bilmeli ve bunun için fırsat kollamalıyım. Hiçbir şeye ve işe müdahale etmemeliyim. Hiçbir konuda hiçbir zaman fikir beyan etmemeliyim. Hiçbir zaman hiçbir şeye itiraz etmemeliyim. Buradaki zamanın kolay geçmesi için başka başka sebepler bulmalıyım. Oyunu kuralına göre değil kuralsız oynamalıyım. Her şeyi akışa bırakmalıyım. Bir an bile burada bir simülasyonun içinde olduğumu, koca bir amfi tiyatrosunda bir figüran olduğumu unutmamalıyım. Her şey spontane, her şey gelişi güzel. Her an herkese herhangi bir konuda vazife verilebilir. O yüzden her spontane işe ve şeye açık olmalıyım. Burada her şey beklemek üzerine kurulu.  Hiçbir şeyin veya işin acelesi yok. Her şey için beklemek mümkün. Tuvalet, banyo, içtima, yemek, kantin, aşı vs. herhangi bir şeye anında erişim mümkün değil. Buranın en önemli kuralı belki de en çok da beklemek. Bu liste uzayıp gitti böyle. O nedenle çabucak uyum sağladım. 

Burada her şey fazla tiyatral; selam, yürüyüş, duruş, hatta oturuş, birlikten ayrılma, birliğe dönme, izin vs. Misal komutanı dışarda gördüysen ve bir talepte bulunacaksan selam vereceksin ve "Müsedenizle bir hususu arz edebilir miyim komutanım?" diye sorup izin vermesini bekleyeceksin. Sonra o evet, derse meramını yine aynı nizami ses tonuyla söyleyecek ve emrini bekleyeceksin.  Talebine olumlu karşılık verecek olursa "Sağolun konutanım!" diye bağıracaksın ve kendisinden ayrılmak için tekrar müsade isteyeceksin. Senden bir şey istediğinde veya emrettiğinde hemen tekmil verip "Emredersiniz komutanım!" diye bağıracaksın. Sivil hayatın doğallığına alışmış biri için bütün bunları hazmetmek çok zor. Hülasa her şey fazla tiyatral. Gerçek bir asker için makul ama bizim gibiler için saçma.

Hülasa ilk gün teslim olduğumda gece yarısıydı. Saç ve sakalımı henüz kesmiştim. Sizin taraftan öyle çok da zor görünmüyor olsa da bu durum benim için ziyadesiyle travmatikti. Birkaç gün boyunca aynaya bakamadım. Kendimi hep başkasının bedeninde gibi hissettim. Bu halin üzerimde hala artçı etkileri devam ediyor. Asla alışamadım bu yeni görünüşüme. Ve benimseyebileceğimi düşünmüyorum.   Kendimi çok özledim. Evet, gece geç saatte teslim oldum. Zira olabildiğince uzatmak istiyordum. Gelir gelmez ilk "beklemek" ile tanıştım. Uzun süre bekledikten sonra gelip bizi aldı araç. Kurslar Taburu 3. Kurs Eğitim Bölüğüne aldılar bizi. Geldiğimizde hemen herkes gelmişti. 191 kişiyiz burda. Önce Karargahın önünde Üsteğmen İbrahim karşıladı bizi. Niye bu saate kaldığımızı filan sordu. Herkes bir şey söyledi. Çantalarımızla bölük binasına geçtik. Ne yaptığımızın farkında değildim. Büyük bir hissizlik içindeydim. Hiçbir şeyi düşünmüyor ve kendimi akışa bırakmıştım. Beni 3. Kata verdiler, 12 No lu odaya. Oda daracık ve 12 ranza ve dolaplı. Ağzına kadar dolu. Bir anda 15 yıl öncesine gittim. Lise yıllarıma. Her şeyiyle ortam fazlasıyla lise yıllarındaki pansiyona benziyordu. Pansiyonumuzun içi daha geniş ve ferahtı ancak. İlk yıl 8 kişilik odalarda kaldık. Sonrasında sayı her yıl azaldı. Son yıl 4 kişiydik. Burda 12 kişilik koğuşlar, balkon değilde saçak diyebilecek genişlikte bir  asma zemin. Ve binanın içi olabildiğince dar. Ayrıca sadece zemin katta lavabo ve duşluk var. Oysa pansiyonda her katta iki ayrı yerde tuvalet ve duşluk vardı. Bir de etüt odaları vs. Çok konforluymuş burayla kıyas edince. O kadar pis kokuyordu ki koğuş ve yataklar, tarifi zor. Neyse. Dediğim gibi hiçbir şey düşünmüyor ve kendimi akışa bırakıyorum. Yatsı ve akşamı kılıp üzerimi bile değişmeden bana gösterilen yatağa attım kendimi. Allah'ım nasıl uyudum, nasıl sabah oldu bilmiyorum. Yanımda gecelik ve terlik bile almadan gelmiştim. Ertesi gün bizi kayıt için kayıt merkezine götürdüler. Başka bir bölüğe gönderme ihtimaline binaen çantalarımızı yanımıza aldık. Kayıtlar öğleye kadar sürdü. Bir sürü işlem ardı ardına. Sonra elbise verildi bize. Bütün bu süreç hep belli bir bekleme ve disiplin içinde gerçekleşti. Olur olmaz her şey için 3'lü 4'lü sıra oluyoruz arka arkaya. Neyseki geldik bölüğe. O gün, pazar,  herkesin odası belli oldu. Hepimiz odalarımıza geçtik. Soyismine göre alfabetik sıralama yapılarak dağıtıldığımızdan ben en üst kattaki, üçüncü kat, on dokuz numaralı koğuşa düştüm. İlk defa soyismimin ekmeğini yedim, diyebilirim. Zira koğuşta 3 kişiydik. 12 kişilik koğuşta 3 kişi. Bu çok muhteşem bir şeydi. Sonra askere geç gelen 2 kişi daha oldu. Onları da buraya verdiler. Bir arkadaş da yanlışlıkla gelip yerleştiğinden toplamda 6 kişi olmuştuk. Yine de çok iyiydi bu. Allah'a hamdettim. Zira 5'i da gayet beyefendi ve temizlikte titiz insanlar çıktılar. 2 kişi düzenli namaz kılıyoruz koğuşta; geç gelen M. Furkan ile ben. O gelene kadar da kimseyle konuşmadım, irtibat kurmadım, yabani gibiydim. Onun gelişi ve ilk temasımız ile açıldım. İnsan insanın nasibidir. O geç gelmese başka koğuşa düşecek ve kim bilir ben belki de hiç açılmayacaktım. 

Pazartesi günü sabah içtimasında sakal kontrolünde ceza aldım. O gece yedekten gece 2-4 nöbeti tuttum. Ne büyük bahtsızlık. Sabah eğitime katıldım. Bel ağrım tuttu. Öğleden sonra izin istedim komutandan. Ondan sonra hiç katılmadım zaten eğitimlere. O hafta bir şekilde geçti. Hastaneye gittim bir gün. İyi geldi. O gün görev yerim değişti. Komutandan rica ettim. Sağolsun beni revir katibi yaptı. Revir katibinin birçok avantajı var. Bir defa eğitim yok. Yemek sırası beklemek yok. Temizlik yapmaz. Nöbet tutmaz. İş mangasına katılmaz. Yemekhane ve bulaşıkhane işleri nöbetleşe yapılıyor ve buna iş mangası deniliyor. Her gün 20 kişi çalışıyor iş mangasında. Haftasonu iki gece üst üste sakal cezasından dolayı gece 2-4 nöbeti tuttum. Geçen hafta revirde oyalanıp durdum. Rahat geçti hamdolsun. Bu haftasonu iyice dinlendim diyebilirim. Hiçbir eğitime, etkinliğe ve faaliyete katılmıyorum. Gün boyu bölük binası içerisinde, revir odasındayım kağıt üstünde. Çoğunlukla odamda geçiyor zaman. 

Telefonumu kaşla göz arasında ufak bir manipüle ile alıverdim. Hastaneye gittiğim gün aldım telefonu Hasan Hoca'dan. Kendisi Diyarbakır'da olsa da hanımı hastaneye yakın bir eczaneye bırakmıştı. Zaten o yüzden rahat rahat irtibata geçtim seninle. Dönüşte içeri koyma planı yaptık bizim çavuşla. Şapkamın arasına alıp cihazdan geçirmeyip yandaki yere koyacaktım. Öyle de yaptım ama cihazdan geçer geçmez oluşan hengamede telefonu cebime atmada ihmal ettim. O nedenle nizamiyeci şapkamı kontrol etmek istedi.  Mecbur teslim etmek durumunda kaldım telefonu. Hiç üzülmedim. Başka zaman olsa içime otururdu. Buranın işleyişini kavramıştım artık. İki sihirli kelimeye tutunmak lazım: Sabırla beklemek ve fırsat kollamak. O gece hiçbir hamle yapmadım. Ertesi gün nöbetçi komutan ile nizamiyeye gidip teslim aldık telefonu. Sonra burada emanete bıraktık. O günkü hamlem bu kadardı. Gerisini ertesi güne bıraktım. Ertesi gün uzman çavuşun odasına gittim. O gün bizim revirciler hastanede doktorla tartışmışlardı ve doktor hakaret etmişti onlara. Onun için oda kalabalıktı zira ifade alınıyordu. İyi bir zamanlamaydı. Hemen vazife çıkarıp komutandan müsade istedim. Avukattım ve bu işi iyi yapardım. Komutan masasını bana terk etti. Bilgisayar başına geçip ifadeleri kontrol edecek varsa başka ifadeleri alacaktım. Tüm yetkiyi bana teslim etti ve mesai sonu olduğu için çıkmak için hazırlandı. Tabi karşılıklı konuşmalar samimi bir ortam yarattı. Çıkar ayak komutana avukat olduğumu, işlerim dolayısıyla telefonumu bana teslim etmesini istedim. Hiç tereddütsüz çavuşa emir verdi. O günden sonra telefonum bende. Herkes saklar dururken benimki açıkta, komutandan izinli. Tabi suistimal etmiyorum bu izni. Gündüz kapalı oluyor. Koğuş dışında da kullanmıyorum. 

Güzel insanlarla tanıştım. Namazlarım fix. Düzenli bir cüz Kur'an okumaya özen gösteriyorum. İkinci romanımı okuyorum: Yorgun Savaşçı, Kemal Tahir. Camiye gidiyorum ara ara. 

Burada herkes bana karşı saygılı ve açıkçası ucundan çekimser. Bunda mesleğimin sağladığı itibar kadar evli ve okul çağında çocuklarımın olmasının da etkisi var. Revirde sahip olduğum yetkiler de pekiştiriyor bunu. Burada en ufak yetkiler bile geçer akçe oluyor.  Konuşmalar fazlasıyla bel altı ve küfürlü. Küfür ve argo her cümlede ya özne ya da yüklem olarak yer alıyor. Bana karşıysa herkes kelimelerini özenle seçiyor, bu hissediliyor. Yanımda bel altı konuşmuyor kimse. Oğlum, bile diyen çıkmadı henüz. İzin verdiklerim dışında kimse küfür de etmiyor yanımda. İzin verdiklerim zamansız ve gereksiz küfretmiyor. Keza küfürleri çok okkalı geliyor bana. Seviye çok düşük. Erkek ortamından fazlaca usandım. Erkek detoksu yapacağım sanırım bir süre. Erkeğe dair her şey leş gibi geliyor bana. Lavabo ve tuvalete gözlüğüm olmadan başım önümde eğik bir şekilde girip çıkıyorum. Yanımda daima ıslak mendil götürüyorum. Her defasında girip çıkarken klozeti dezenfekte etmek için. Erkek milleti kadar pislik başka bir millet gelmiş midir yeryüzüne, diye sorup duruyorum kendime.  Hele o banyo sırası yok mu? Herkes yarı çıplak ve en çirkin haliyle..  Sırf o görüntüye maruz kalmamak için o saatte değil banyo yapmak tuvalete bile gitmemeye özen gösteriyorum. Burada lavabo, tuvalet ve duşluklar yanyana maalesef. Bu yüzden sıcak suyla henüz banyo yapmadım. Bunun yerine su çivi gibi de olsa ara vakitlerde duş alıyorum.

Hülasa sevgilim, özledim seni, Baran"ı, Agâh'ı, evimizi, hatta kedileri bile..

Şimdi  her gün ve gece sana kavuşacağım o ilk günü ve koynunda sabahlayacağım o ilk geceyi düşleyip duruyorum.

Gözlerinizden ve ellerinizden öpüyorum... 

                                                                          Viziteci.. 




Yorumlar

Popüler Yayınlar