İFA

Yerden Öte, Diyarbakır Uçağı

07:35, 3 Nisan 2022

405 numaralı kapının önünde kümelenmiş insanlara bakıyor ve 06:15 uçağına binmek üzere beklerken yazıyorum. Sahurumu yol üstü bir dönercide ekmek arası köfte ve su ile yaptım. İçimde yumuşak bir sakinlik. İçimin pınarları derinden ve aheste aheste akıyormuşçasına bir dinginlik üzerimde. Sanki gün ağarmak üzereymiş de ben bir gölün kıyısında oturmuş kıpırtısız ufku izliyorum. Kalbimin kulağı haylicedir Leïla Bounous'da.

Bitip tükenmez seyahatler çölündeyim. Herkesi bir civara yazarken beni de seyahate yazmışlar gibi. Evliya Çelebi ile at başı gidiyorum bu hayatı. Şimdi Mahmut Bey'in bürosunda müvekkilimi teskin etme telaşındayım. Bizim işimiz çok zor velhasıl. Oradan önce kitap fuarına ardından Eminönü sahilinde buluyoruz kendimizi. Çay içiyoruz önce, birtakım memleket mes'eleleri mütalaa ediyoruz insan kalabalığının içinde. Balık ekmek yerken uyanıyoruz. Karanlık iyice çökmüş. Galata Köprüsünü arşınlayıp Karaköy  Tramvayına ulaşıyoruz. 1863'te Londra metrosu'ndan sonra inşa edilen dünyanın en eski ikinci yer altı toplu taşıması. 17 Ocak 1875'te faaliyetlerine başlıyor. Karaköy ile Beyoğlu arasında 573 metrelik güzergâha sahip. Yolun tamamını 102 saniyede katediyoruz. Çıkışta sağda Vitavien Tünel kafede buluşuyoruz Roj'la. Yine birtakım mes'elelerle meşgul olduktan sonra aynı yolu aynı şekilde geri dönüyoruz. Gece Başakşehir'de ilerliyor. Saat 4 civarı ayaktayız. İstikamet Eyüp Sultan Cami. Sabah ezanının güzelliği kulaklarımızda birikmiş dünya kirinden ne varsa alıp götürüyor. Önce bir süre Kur'an'ın sedasına şahitlik ediyoruz. Ardından namaza duruyoruz. Dış kapıyı açık bıraktıklarından sabahın serinliği olanca şiddetiyle sırtıma vuruyor. Eyüp Sultan'a fatiha diziyoruz avluda. Sonra soluğumuzu çorbacıda alıyoruz. Bir yanımız çorbaya yumuk vaziyette 90'lar 40'lara talim ediyoruz kabaca. 28 Şubat treni geçiyor zihnimizden. Babam geçiyor vagonlardan birinden. Mimarlığın en ideolojik meslek olduğunu söylüyor Akif Emre tam berimizde homurdanarak. Onu orda öylece görünce bir çekidüzen geliyor üstümüze. Bulunduğumuz yerden bir kare alıyorum. Sonra dondurup hapsettiğim o anı paylaşıveriyorum anında. Bana kalırsa bu çok şahane bir şey. Kimine göre pierloti bana göre ise şahitler asri mezarlığı yokuşunu çıkıyoruz. Kareleri üstüste yığıyoruz. Bir adama rastlıyoruz. Ebuzer'in müşterisi ve dostu. Her sabah evinden işyerine bu güzergahı kullandığını öğreniyorum. Evi tepenin başında. Hayretle bakıyorum adama. Ne saadet. Gelirsem şayet bir gün ben de bu şekil köşe tutmalıyım. Aksi halde sayılmaz.

Duruşmada mütalaa beklediğimizin aksineydi ve durumu riske etmek istemedik. Süre talebinde karar kıldık. 17 Mayıs bir sonraki celsenin tarihi.

Mihrimah Kahve'de Cihan Aktaş ile hasbihal ederken uyanıyorum tekrar. Önünde üç kitap. Tek tek imzalıyor. Sende yaratacağı o heyecanın bıyık altından gülümseyerek kulağını emiyorum. Ne çok şey biliyorum. Nicedir biliyorum ama, diyemedim. Hep uzaktan uzaktan izlemek bambaşka bir zevk. Hiçkimse ile tanışma derdim olmadı şimdiye dek. Ona karşı zaafım var. Hiç düşünmeksizin yola çıkıp gelmişim. Bir an karşımda annen varmış hissine kapıldım. Konuşuyoruz ve mes'eleler alıp başını gidiyor. Kısacık bir saadetle demleniyorum. Bir an dışarıda kürsülere oturmuş iki adamı gözlüyorum camekandan: Halit Sadini, İsmail Beşikci. Gitmiyorum yanlarına.

Kulağımda sesin yokuş çıkıyorum. Yokuşlar hayatımın totemleri. Başka izahı yok. Nihayet varıyorum. Karşımda Sinur. Kapıda karşıluyor beni. Farsça'nın üzerindeki etkisinin yanında buranın sıcaklığı ve içtenliği de çekim sebebi. Askılığın dibinde oturuyorum. Önce bir su istiyorum. Sonra çay, bir daha, bir daha çay. Sonra bir kahve. Areş'le uzun uzun konuşuyoruz. O Farsça konuşuyor ben çoğunlukla Türkçe. Sandığının aksine masanın altında kimseyi saklamaya gitmiyorum.

Sabah Başakşehir'de ayıyor yine. Hesabıma göre bugün dönüş. Onun hesabından habersizim bittabi.  Yine insan kalabalığının içindeyim, İstiklal'de. Cumayı Hüseyin Ağa'da eda ediyorum. Sonra yemek faslı sonra kahve. Her şey o kahveyle başlıyor. Sersem oluyorum. Göze geliyorum. Ve tam 4'te hareket ediyoruz. Vardığımızda saat tam olarak 6. Ve uçak 5 dakila sonra kalkış yapıyor. Adeta yıkılıyorum. Öyle yorgunum ki üzülmeye takatim yok. Neyseki sesin teselli oluyor. İçimden ta oraya minnetimi diziyorum. Durmadan dönüyorum. Duş yeniliyor beni. Ayasofya'da 87 yıl sonra kılınan ilk teravihte saf tutmuşum meğer. Hiç kelimem yok ki kafi gelsin. Muazzam bir teveccühün tam ortasında kıyam ve secde arasında bir yerdeyim. Her iki caminin baktığı meydan hıncahınç insan dolu. Kadınlar, erkekler içiçe saf tutmuş.  Fıkıh fakihin sorularla dolu testisinde rafa kaldırılmış. Gözüm vahdetten başkasını görmüyor. İçimde mutluluk usulca yuva yapıyor. Birleşmiş tek parça bir manzara var karşımda. Gülhane'nin hemen dibinde seninle döner yediğimiz yerde doyuruyorum karnımı. Metro'dayım. Her kalabalığın içinde zamanım duruyor. Başka bir aleme göçüyorum. İnsanların yüzünde hakikat yolculuğum başlıyor mütemadiyen. Arayış kuşu gözlerimde yaptığı yuvasında uçuyor. Tek tek her gözden içeri girip dolanıyor. Yaşanmışlıklardan bir rota yapıyorum. Rüzgarın yönünü tayin ediyor ve açılıyorum. Her bir göz her bir yüz bana kendi hikayesini anlatıyor. Anlıyorum. İçimle ağlıyorum her birine ayrı ayrı. Ne çok düş var, bilsen.

Yorucu bir günün ardından derin bir uykunun kollarına kucak açıyorum. Sahur sonrası neredeyse tüm gün uykudayım. Kadıköy sahiline iniyorum. Serin bir rüzgar değiyor yüzüme. Ramazan çok başka burda. Caferağa Camiinde namaza duruyorum. İlk iftarım Zeynel ile. Teravihi Meryem Bahadır Sadıkoğlu Mescidinde kılıyoruz. Ayaklarımız Samsa'da durduruyor bizi. Az soluklanıyoruz. Çay içiyoruz. Kahve içiyoruz. Hasbihalin dibine vuruyoruz. Mehdi ve Arman ile uzun soluklu bir sohbete dalıyoruz. Zazaca ile Kurmanci'nin izdivacıyla Farsça doğuyor içimde. Doyuyorum. Ayrılık Çeşmesi'den Soğanlı'ya geçiyoruz. Halkalar derken ayıyorum, halkaları terk etmiyoruz. Her bir başka bir mevzi. Varlık amacımızı tamamlıyor ayrıca.

Sen neresindesin bu yolculuğun. Sen hayalimin tam kalbinde, kürsüne istiva etmiş bana bakıyorsun. Her anım senin düşünle doluyor. Bir çerçeveyi tamamlayan süsü gibisin içimde. Olmadığın yer yok. Memelerin, pardon büyük ve güzel göğüslerin var gözlerimin önünde, sırasıyla bir çift dudak arasında. Anlamlı şekiller, haller, zaaflar. Yanıbaşında dudaklarını dişlerimle çiğniyorum ben. Seninle birleşmek düşlerimin dibacesi. Senin olmadığın bir düş kuramıyorum. Seninle tüm düşlerim derin ve ziba. O tatlılığının altında yatan zevkin her yanımı nasıl da kapladığını bir görmelisin. Yatağın diğer ucunda fazladan tanıdık bir yüz ile uyanıyorum her sabah. Elleri göğsünde. Dudakları zevk hizasında. Ellerinse saçlarında. Saçlarınsa yüzümü kapatıyor. Sabahtan taze sağılmış güneşle uyanıyoruz tüm ağırlıklarımızdan soyunuk olarak. Öylece dinginiz, öylece salim.

Yorumlar

Popüler Yayınlar