BAĞIR!
Susmak için ne çok yoruldum. Ne çok kapatmak istedim dudaklarımı. Evvelce onca tekrara rağmen... Özür dileme beklentin olmasın. Bu cümleden sonrasını okumak zorunda da değilsin. Hayatının içinden geçmiş, son altı yılında başına gelen tüm arsızlıklarının sebebi olan er kişiye kulağını çoktan kapamış olduğun gerçeği ayan beyan ortada. Bu gecenin, rivayet o ki bu gece Kadir gecesi, arşa ulaşan çokça temennilerini duydum kulaklarımla. Hem de en alasından. Boğazım elbette düğüm düğüm. Ne yazık ki ben krize giremiyorum. Beni çileden çıkaran şeyin ne olduğunu keşfettiğini varsayıyorum. Hayret ki buna rağmen herhangi bir nöbet geçiremiyorum. Görünen o ki hayatımın bir döneminde, muhtemel ki ahir ömrümde, yataklara düşeceğim. Aksi halde can vermek bana mühürlendi tabi. Amin, dedim, amin. Yine şimdi için bir dezavantaj olarak karşımda duruyor eksikliğim. Kriz eksiğim var. O da olacakmış bir gün inşallah. Endişeye mahal yok, felaket duacımız her gece koynumuzdaymış zaten. Tez zamanda kendisinden kurtulmam dileğinde bulunuyor. Umarım bu duayı kendisine niyeten etmiştir. Artık yeter, denilecek noktada, uçurumun kenarında... Bu koşullarda tüm tahammülüm tükenmeye yüz tutmuş. Damarına azıcık basmak yetiyor kıyametlerin kopması için. Buna dağ mı dayanır. Nereye kadar yutkunup duracak. Dişlerini sıkacak. İçim ne zamana dek şişip şişip dinecek. Tabi göremez. Çünkü benim. Ben oyum ki her necis olanın sebebiyim. Benim ki kötülüğü omuzlarımda taşıyıp getirmişim. Ne ruhuna ne bedenine dokunabilmişim. Olmayan yaralar benim elimle açılmış bunca zaman ve kapatmayı hiç becerememek o yana denememişim bile. Yazıklar ki başıma. Nankör olan benim. Yediği ekmeğin şükründen bihaber. Sktirip gitmeliyim bu yüzden. Suçlamak kolay, suçlamak kolay... Ve her an o son noktayı koymak için tetikte beklemek. Sona dahi saklanmaması lazım geleni en başa almak. Köprüleri peş peşe atmak. Anlaşılır gibi değil. Öfke hiçbir şeye mazeret değildir. Öfkeli diye had kimse için ortadan kalkmıyor. Öfkeyle söylenen de en az öfkesiz söylenen kadar incitir. Hatta bana göre daha çok. İyileşemiyor olmak hiçbir pervasızlık için mazeret sayılamaz. Çünkü soru da budur zaten. Sınanmayan sorunlara burdan başlamadıkça cevaba erişmek nasıl mümkün olabilir? İnsaf nedir, nerededir? Tarifi nasıldır? Kimdir insafsız? Kendi zaviyesince herkes insaf sınırındadır. Ya ötekinin?
Avazın çıktığın kadar bağır şimdi. Varlığımın hiçbir önemi yok. Yok olup gitmeyi istemek kadar abes başka bir şey yok. Yok olacağımız gün gibi ortadayken hele. Ne kadar çok mizansen. Ne kadar çok rahat öyle ele tıkıştırmalar filan. Eşikleri geçeli zamanlar oldu demek. Perdeler kalkalı yıllar. Yüzümdeki çelik duvar yerini çamura terketti de hiç farketmedim. Avazımız çıktığı kadar bağıralım. İçimize içimize... Dışımıza doğru o kadar da essahlı olmuyor, yerini bulmuyor korkarım. Hiç gam etme, ben sktrip giderim. Belamı da bulurum bu mübarek geceden sonra, sabaha da çıkmam.
Yorumlar
Yorum Gönder