YAŞAMAK DİNİ

-I-

Ayasofya, Mihrabın Sol Yanı

15:02, 5 Haziran 21

Son mektubuma cevap bekliyordum oysa. Anlaşılan şimdilik bundan bir süre daha mahrum kalacağım. Mühim değil, gocunmadım. İyi olduğunu bilmek yetiyor bana. 

Burası Ayasofya, dünyanın kalbi. Öyle hikayesine girip afilli ve bilgi küpü cümlelerle devam edemeyeceğimin ben de farkındayım. At koşturabileceğim bir alan varsa o da düşünce ve duygu dünyamdan başkası değil. Zira ne tarihçiyim. Ne de edebiyatçı.- An itibariyle yanımdan bir kedi geçiyor. Önceki gün başka bir kedi vardı. Ayasofya'nın kedileri... -

İstanbul'a ilk defa bu kadar güçlü hissederek geliyorum. Burada ne aradığımı ve istediğimi bilerek hem de. Bu sefere değin hep bir şaşkınlık hep bir budalalık içinde ordan oraya  sürüklendiğimi hissediyordum. Adeta beni yutuyordu İstanbul. Bense tıpkı çaylak bir balık gibi bu dipsiz denizde acemice yüzüyordum. Ne yana gideceğimi ne yöne ilerleceğimi bilmez bir halde... Kimi zaman o dehşet veren insan kalabalığı içinde, ontolojik sorularının cevabını bulamamış yeni yetme filozof edasıyla ne işim var burda, ben neyim, nereye gidiyorum gibisinden sorularla kendimi boğuşuyor buluyordum. Bunca insan nereye gidiyor. Herkes neden hep bir telaş içinde, Allah'ım bunca insan hangi ara peyda oldu, ben zamanın kaçıncı dilimindeyim, insan hikayesinin kaçıncı evresinde? Sorular, sorular, sorular... Ben en çok da kalabalıklar içinde filozof olurum. İnsan yığınları içinde içim adeta bir lamba olur, yanıp yanıp sönen. Tıpkı ambulansın tepesindeki kırmızı siren lambaları gibi... Ben insan yığınları içinde aniden var olurum. Ve sonra yine bir anda hiç... İnsanlar çoğaldıkça imanım tazelenir. Çoğaldıkça insanlar küfrüm daha bir pekişir. İnsanlar içinde benim bir yolum yoktur. Ben silinirim çünkü. Anlam tüm manasını yitirmiş olur yanımda. İnsanlar çok oldukça ve üst üste yığıldıkça ne beyaz yanım kalır ne kara. Her yanım grileşir. Gözlerim flulaşır. İçimin akan gürül gürül taze suları olanca serinliğiyle bulanıklaşır. Ben insan gördükçe her şey anlamını bulur. İdeamın tüm taşları yerli yerine oturur. Ruhum bir kez daha pekişir buraya ait olmadığına dair. Evren küçülür, insan büyür içimde. Hikaye orda başlar ve yine orda biter. İnsan çoğalmalı. İnsan hiç var olmamalı.


-II-

Masumlar Apartmanı Yan Sokağı, Beyoğlu

16:24

Oysa bu kez gözlerimi yıkadım. Uçak alçalıp da yere tekerleri değdiği ilk anda hissettim bu defa gelişimin bir başka olduğunu. İçimde tarifsiz bir güven hissi. Nefsim kendinden emin. Bir o kadar her şeye karşı iyimser. Sanki bir üst evresindeydim hayatın. Hayat daha güzel göründü gözlerime. Daha canlı, daha renkli; hayat cıvıl cıvıl içimde. Olanca zenginliğiyle bir ova gibi sereserpiliyor önümde. Hayat gerdanını açan bir kadın oluyor. Saçları beline uzanıyor bukle bukle. Elime değiyor zülüfleri. Hayat canlı bir serenat... Kıpır kıpır çeşit çeşit sonsuz bir insan ormanı. Hayat çok sesli bir miting gibi. Hayat protest ama içinde epik kimi yerinde lirik vurguları güçlü bir şiir. Her şey göz ve kalp dimağımdan yumuşak yumuşak kayıp giden nefis lezzetler geçidi. Hayır, bu öyle hayata bağlandım, hayata tapıyorum anlamında bir his değil. Aksine hayat bu kadar güzelse yahut güzel olma potansiyeli barındırıyorsa içinde, kim bilir görünmeyen tarafında ne güzellikler barınıyordur, dedirten cinsten bir hayranlık. Gözümün önünden çeşit çeşit insan geçiyor. Ben o insan geçidinde kaybolup gidiyorum. Mistik bir ritüelin bir parçası olarak herkes bir arada. Giyitlerinden, ağzındaki dilinden, kalbindeki hevesten, zihnindeki düşünce ve hayalinden ta yaşam şekline, alışkanlıklarına dek her insan bu ritüelin bir yanında. Ötede biri boydan boya bedenini örten sarı elbisesiyle buna katılırken ötede yarım dekolteli olanı üstündeki yırtmaçlı eteğiyle katılıyor. Biraz ötedeki siyah tişörtüyle daha ötedeki kot pantolonuyla, kimi taze terlemiş bıyığı, kimi duru traşıyla... Kimi beyaz teniyle, kimi esmer, kimi siyahi, kimi melez. Mesihi, müslim, musevi, deistinden, kararsızından satanistine hepsi görünmez tek bir el tarafından buna dahil edilmiş... Hepsi huşu içinde aynı duayı okuyor, aynı namazı kılıyor. Aynı orucu tutup aynı iftarı yapıyorlar. Hepsi aynı şeye gülüyor, aynı şeye seviniyor, aynı halde ağlıyor, aynı halde gülüyor. Hepsi hayat ibadetinde. Yaşam halvetinde. Hepsi yaşamak dininde. Hepsi kainat mescidinde. Saf saf gah kıyamda gah rükuda gah secdede. Gah kurbangahda boyunlarını uzatmış yatar vaziyette. Hepsi o derin bilge uykuya erişmek için telaş içinde. Hepsi ritimli bir koşturmacada. Bu o kadar bariz ki... Hepsinin boynunda süslü halkalar... O halkaların bir aynısından boynumda taşımaktan kıvanç içindeyim. O görünmez ele şükredip duruyorum bunun için. Ne güzel halka, ne güzel ritüel, ne güzel hayat. Tanrım güzelsin, güzeli seversin. Güzel yaratırsın! Tanrım gözlerimi alamıyorum. Yarattığın şu hayattan. Her detayı ayrı güzel. Her ayrıntısında ayrı esenlik. Güzelden başka bir şey yok. Açlık, soğuk, acı, keder, hastalık hatta ölüm bile o kadar güzel o kadar ahengli bir şekilde mündemiç ki... İşte tüm bu duygular içinde yürüdüm. Sabah saatlerinde Kadıköy'den vapurla Beşiktaş'a oradan Sarıyer'e geçtim.  Sarıyer Hacı Osman Metrosuyla Taksim'e indim. Taksim Meydan Camine vardım. Namazlarımı kıldım. Günlük yekunu bir cüz tutan sürelerimi okudum. Oradan İstiklal Caddesine. Gördüğüm her şeyi, her kişiyi, her yüzü taradım. Uzun uzun tahlil ettim. Her birinden ayrı bir zevk aldım. Her biri ayrı ayrı, yaratılmış bir evren kadar zengin, ve hayret uyandırıcı. Beyoğlu Tünel Metro Durağına dek yürüdüm. Oradan Galata Kulesine bıraktım kendimi. Doğru Karaköy'e. Tramvay'a bindim. Durağım Sultanahmet. Yine doğruca Ayasofya'ya. Namaza durdum. Sonra bir vakit namaz kılmış olmak, o sevaptan mahrum kalmamak adına ikindiyi bir daha eda ettim. Sonrasında dudaklarım kımıl kımıl Laleli'ye. Aksaray Metrosu, derken gün bitti. Tüm vakitler boyunca kulağımda Indila'nın Mini World albümü. Sonraki gün tekrar Sarıyer. Ve bir sonraki gün -bugün- işte burda, Masumlar Apartmanı'nın bir sokak ötesinde, Starbucks Cafe'den sana yazıyorum sevgilim. Daha nasılsın? 




Yorumlar

Popüler Yayınlar