KORİDOR
I
Elif,
Tüm kelimeler adınla başlıyor. Bu nedenle kelimelerimin ilki de isminle başlamalı diye düşündüm. Şimdi bu mektubu parmaklarım aşkımızın ilk meyvesinin saçlarında, sen uyurken, bense yanıbaşınızdaki bordo deri koltukta oturarak yazıyorum. Kafamda delice hisler zonkluyor. Hissediyorum. Bu tatlı anın hoşluğu kalbimin tüm damarlarını dolduruyor. Anne baba olmak... Zor... Eğlenceli. Dün, gece yarısına kadar uyumadım. Anne babamla uzun uzun arada bir olduğu gibi birbirimizi anlayarak aile ve insana dair derin mevzulardan konuştuk. Sen de vardın mevzu bahiste. Teferruatını kabaca anlattım sana. Ameliyathane kapısındaki o uzun bekleyişte. Gözlerinden dökülen yaşlara mani olmak, kalbindeki taşmalara bend olmak için. Bilmem başarılı olabildim mi? Sabah beni arayışınla uyandım. Abdest aldım her zamanki alışkanlığımla. Sonra namaza durdum. Mutfakta dolabın kapısını açtım. Bir şeftali aldım. İyice yıkadım. İkiye böldüm. Yiye yiye asansörden indim. Yola çıktım. Ve geldim. Çocuğumuzun o tarifsiz masumiyeti karşısında yüreğimin diz çöküşünü sonrasında secdeye varışını görmeliydin. Bu öyle bir secdeydi ki şefkat ve merhametin zirvesinden, çaresizlik makamına giden bir koridordan ruhumu geçiriyor gibiydi. Gözlerim şişip şişip dindi defalarca. Adeta fokurdayan bir kaynak gibi homurdandı gözyaşlarım. Kendisine engel olan göz siperlerimi patlatıp taşmak istiyordu. Ama hayır. Öyle salamazdım. Babaydım ben. Anneler pekala ağlayabilirdi. Anneler ağladığında babalar onu teselli etmek, içindeki tufanı dindirmek, patlayan volkanların önünde set olmak zorundaydı. Öyle de yaptım. O masumiyetin, kollarıyla boynuma, bacaklarıyla gövdeme sarılması filmin koptuğu yer oluyor her zaman. O minik kalbin korku, endişe, terkedilme korkusunu duyumsuyorum. Göğsünden göğsüme duyguları geçiyor. İçimde kelimeye dönüşen o hisler "baba korkuyorum, bırakma beni, koru beni" ye dönüşüyor. Ben de daha çok bastırıyorum göğsüme. Ensesini avuçlayıp bedenimin omuzumla boynum arasında kalan kısmına daha sıkı bastırıp 'korkma yanındayım' diyorum o anda. Şimdi yine yanıbaşındayım. Allah nefes verdikçe de daima yanında biteceğim onun. Ona karşı hislerimi anlatabilecek durumda olduğumu sanmıyorum. Ama o dönüp de sargılı parmağını göstererek kendine özgü konuşmasıyla 'baba bak' deyişine dayanamadığımı sen de gördün. Ta o ana kadar da sustum. Dişlerimi defalarca sıktım. Dudaklarımı kapayıp bastırdım. Ama artık duramadım önünde. Hazırlık servisine alıp gittiğim zaman gülen gözlerini, kuş gibi çarpan kalbini, her şeyden habersiz gülümseyerek bekleyişini, kucağıma iyice sokuluşunu, kollarımın altına sığınışını... Hepsi gözlerimin önünde her canlandığında o ana gidiyorum. Merhamet, içimdeki en ince tellere değiyor. Si'nin en inceldiği yerden ses veriyor. Göğsümün dolduğunu duyuyorum.
II
Bizi ne zamam buradan bırakırlar bilmiyorum. Bir an evvel gönderselerdi iyi olurdu. Annemler gelmeye niyetlendiler. İki saate kadar bir şey yedirip içirmeyecekmişiz. Çocuk uyuyor. Sen de uyuyorsun. Yemek geldi. Seni uyandırsam mı?
21 Ağustos 2019 |11:57
Yorumlar
Yorum Gönder